Doğru Tedavi ile Felç Riski Azaltılıyor

Doğru Tedavi ile Felç Riski Azaltılıyor
Çarpıntı (atrial fibrilasyon), ritim bozuklukları içinde önemli bir yer tutar. Nüfusun %1-2’sinde bulunsa da yaşla bu oran artmaktadır ve ileriki yaşlarda %10’lara ulaşmaktadır. Kısa sürede ölümcül bir tehdit oluşturmasa da, uzun dönemde aritminin oluşturabileceği felç ve atardamar rahatsızlığı gibi komplikasyonlar hastaların hayat kalitelerini ciddi anlamda bozmaktadır.
 
Atrial fibrilasyon sadece kalp hastalıklarında gelişmez, kalp dışı sebeplerle de ortaya çıkabilir.
 
Kalp Sağlığına Bağlı Sebepler
  • Kalp damar rahatsızlıkları
  • Romatizmal kapak hastalıkları
  • Kalp yetmezliği
  • Romatizmal olmayan kapak hastalıkları
  • Kalp yetmezliği
Kalp Dışı Nedenler
  • Hipertiroidi 
  • Akciğer hastalıkları
  • Şişmanlık
  • Diyabet
  • Aşırı alkol kullanımı
Bunların dışında daha az oranda görülen hem kalple ilgili hem de kalp dışı nedenler de vardır. Bazı vakalarda ise hiç sebep bulunamaz. Buna “lone atrial fibrilasyon” denir. Atrial fibrilasyon başlangıçta aralıklı olabilir ve bu durum çarpıntı şikayeti ile en çok hekime götüren durumdur. Zamanla ritim bozukluğu kalıcı bir hal alır ve hastaların bir kısmının hiç şikayeti olsun veya olmasın felç geçirme ihtimalini sağlıklı nüfusa göre 5 kata yakın arttırabilir. Başka bir deyişle felç getiren hastaların hemen hemen tamamına yakınında altta bir kalp hastalığı yatar. Bu nedenle atrial fibrilasyonun tedavisini iyi planlamak ve takipleri iyi yapmak gerekir.
 
Tedavinin amacı;
1. Sinüs ritminin devamını sağlamak
2. Kalp hızını istenilen düzeylerde tutmak
3. Akciğer komplikasyonları önlemek üzere üç başlık altında toplanabilir.
 
Sinüs ritminin devamını sağlamak veya kalp hızını kontrol altında tutmak ilaçlarla veya ilaç dışı girişimsel işlemlerle sağlanabilir. Tedavinin devamlılığı esas olmakla birlikte eğer tedavi yarım bırakılırsa, ilaçlar düzenli kullanılmazsa hastaların şikayetleri olacağından yeniden tedaviye başlamak zor değildir. Ancak felç geçirmek gibi akciğer komplikasyonları ortaya çıkarsa bu durumda geriye dönüşü olmayan sağlık problemleri gelişebilir. Atrial fibrilasyonu olan ancak kalp kapak hastası olmayanlarda felç geçirme riski normal nüfusa göre 7 kat artarken, kapak hastası olanlarda ise 17 kat artmaktadır. 
 
Atrikal fibrilasyonlu hastalarda hem hastaların emboli riskini belirlemeye yarayan risk skorlaması, hem de antikoagülan ilaç kullananlarda kanama ihtimalini belirlemeye yarayan risk skorlaması tabloları vardır. Buna göre hangi hastaya hangi ilacın verileceği ya da ilaç verildiğinde kanama ihtimalinin ne olacağı baştan değerlendirilmelidir.
Tedavide yıllardan beri kullanılan Warfarin (bilinen adıyla Coumadin) ile ilgili yapılan araştırmalarda %60-70’inde felç girişimini engellemektedir. Kan tahlilinde INR düzeyinin düşük olması durumunda ilacın faydası olmamakta, INR istenenden yüksek olması halinde ise kanama olmaktadır. Coumadin kullanılan ilaçlarla, yenilen yiyeceklerle, hatta mevsimlerle bile etkilenebilir. Aylık INR kontrolü yaptırmayanlarda ilacın zararı bile olabilir.
Son zamanlarda Yeni Oral Antioagülan ilaçlar kullanıma girmiştir. Bunlarla yapılan çalışmalarda etkileri Coumadine göre daha iyi, kanama oranları da Coumadinden daha az istenen seviyelerde tu-tutulamayanlara, raporla verilebilmektedir. Bu ilaçların en iyi tarafı kan tahlili yaptırma zorunluğunun olmamasıdır. Kötü tarafı ise ilaca bağlı kanam olduğunda ilacın etkisini yok edecek antikodunun (şimdilik) olmamasıdır.
 
Özetlemek gerekirse;
1. Atrial fibrilasyonlu hastalarda en korkutucu komplikasyon felç geçirmektir. Bunun geriye dönüşü yoktur, hastayı yatalak ya da sakat bırakır.
2. Eskiden beri kullanılan veya yeni kullanılmaya başlanan ilaçlarla felç geçirme ihtimali on hastadan yedisinde önlenebilir.
3. Burada doktorların tedaviye başlama sorumluluğu kadar, hastaların da takip kontrollerini düzenli yaptırma sorumluluğu da vardır.
 
Prof. Dr. Emrullah Başar / Kardiyoloji
Çamlıca Erdem Hastahanesi
14.09.2017