Hamileliğin fizyolojik değişimlerinden korkmayın!

03.12.2010

ebelik süresinde bebeğe uygun bir yaşam ortamı sunmak adına, ama annenin sağlığını bozmadan  pekçok fizyolojik, anatomik ve biyokimyasal değişiklikler meydana gelir.Bunlar lokal olabileceği gibi sistemik değişiklikler de olabilir.

Bunların hemen tümü doğum sonrası 6 hafta içinde geriler, eski haline döner.

Anne adayının sindirim sisteminde oluşan fizyolojik değişikliklerden bahseden Erdem Hastahanesi Tüp Bebek Klinik Sorumlusu Doç. Dr. Serap Yaltı, “Gebelik sürecinde vitamin ve mineraller başta olmak üzere besin maddelerine olan ihtiyaç artar. Bazı anne adaylarında iştah artarken, bazılarında kusma ve bulantılar başgösterir. Bu semptomlar kanda human korionik gonadotropin olarak adlandırılan gebeliğe özgü hormonun değişen miktarına göre farklılık yaratır. Nadir vakalarda ise toprak, kömür, sabun yemeye varan aşermeler görülebilir.Tükrük salgısında artış saptanır. Artan östrojen hormonu dişetinde gum olarak adlandırılan kızarık  şişliklere yol açabilir. Bunlar kolayca kanarlar.  Gebelik sanıldığının aksine dişlerde çürümeyi arttırmaz.

Gebelik süresince kanda yoğunlaşan progesteron hormonu nedeni ile mide boşalması gecikir, barsak hareketleri yavaşlar, kabızlık artar. Midenin asit salgısı özellikle ilk üç ayda artış gösterir.Yemek borusunun dalgalanma şeklindeki hareketleri azalır. Hem mide boşalması geciktiğinden, hem de mide- yemek borusu bileşkesi gevşediğinden asit reflüsü meydana gelir.Özellikle gebeliğin son 3 ayında büyüyen rahim mideyi yukarı iter ve reflüyü arttırır. Rahim büyüdükçe ince ve kalın barsakları da yukarı ve yanlara iter. Apendiks normal yerinden yukarılara çıkar. Safra kesesi boşalması tam olmaz ve geç boşalır. Safra taşlarının oluşumu artar.

Gebelerde böbrekler boyuna 1-1.5 cm daha uzar. Ağırlıkları da artar. İdrar akışı yavaşlar. İdrarı böbrekten idrar torbasına taşıyan borucuklar genişler.Tüm bunlar idrar yolu enfeksiyonuna zemin hazırlar. Böbrek fonksiyonlarında pekçok hormonal etkileşim ile önemli değişiklikler olur. Böbrek kan akımı artar. İdrarla glikoz atımı olabilir. Ancak bunun her zaman fizyolojik kabul edilmemesi , altında  gebeliğe bağlı bir şeker hastalığı olup olmadığının araştırılması gerekir. İdrar ile günlük olarak 200 mgr protein atılması da fizyolojik kabul edilir. Rahim büyüdüğü için idrar torbasını iter , baskı yapar , sık idrara çıkma görülür.” dedi.
Sözlerine gebelik döneminde artan kan akışıyla devam eden Doç Dr. Yaltı, en çarpıcı fizyolojik adaptasyon ise gebede artan kan volümüdür. Bu artış en bariz ikinci 3 ayda olmak üzere  gebeliğin sonuna kadar devam eder. Hem bebeğe giden kan miktarı artmış olur, hemde annenin organlarına özellikle de böbreklere daha fazla kan gider. Artan kan volümü doğumda kaybedilecek kanı kompanse etmeyi de amaçlar. Gebeliğin her döneminde kırmızı kan hücreleri yani alyuvarlarda artış olur. Ancak erken gebelik haftalarında kan volümü daha fazla arttığından göreceli olarak kansızlık görülür. Fetüs annenin demirini kullanır. Depolar yeterince dolu değilse demir eksikliğine bağlı kansızlık belirginleşir. Annenin kansızlığı erken doğum, geç düşüklere neden olabilir.Beyaz kan hücrelerinin sayısı  yani akyuvarlar yaklaşık iki katına çıkarlar. Aynı şekilde kanın pıhtılaşma mekanizmasında en önemli rolü oynayan trombositler de artar. Kanın pıhtılaşmaya eğilimi artar.

Özellikle gebeliğin ilerleyen dönemlerinde rahim büyüyerek diyafragmayı ve kalbi yukarı ve yana iter. Gebelerin % 90 ında artan kan volümünün oluşturduğu murmur olarak tabir edilen fizyolojik ek kalp sesi oluşur. Kalp atımı gebeliğin sonuna doğru dakikada 15 kadar artış gösterir.Gebeliğin 12-26 .haftasında gebenin küçük tansiyonu hafifçe düşer. 36 .haftada eski seviyesine ulaşır. Sırtüstü yatan bir gebede özellikle 20.haftadan sonra  büyüyen rahim  ana damara baskı yaparak hem annenin tansiyonunu istenmeyen ölçüde düşürür, hem de bebeğe giden kan akımı çok azalarak , bebekte sıkıntı yaratır. Gebenin sol yanına döndürülerek yatırılması bu baskıyı ortadan kaldıracaktır.

Hamilelikte nefes alışı sıklaşır

Gebelik boyunca anne adayının solunum sisteminde de önemli adaptasyonlar meyda gelir.Erken gebelik döneminde  solunum yolunda kılcal damarlarda olan genişlemeler neticesi  nefes alma güçleşebilir.Rahim büyüdükçe diyaframı yukarı iter, karın kasları solunuma daha az iştiraklidir. Akciğer volüm ve kapasitesi  değişir. Her soluk alıp vermede ölçülen gaz miktarı olan tidal volüm artarken, diyaframın yukarı çıkmasından kaynaklanan total akciğer kapasitesinde azalma gözlenir. Anne adayında artan progesteron hormonunun solunumu düzenleyen beyin  bölgesine etkisi ile sık nefes alma gözlenir. Böylece karbondioksit atılımı artar. Bu da fetüsü artan kirli gazlara karşı oluşan bir koruma mekanizmasıdır.

Gebelikte metabolizmada da pekçok değişiklikler olur. En bariz olanı kilo artışı ve değişen vücut şeklidir. Bu sadece rahimin büyümesi değil, aynı zamanda memelerin büyümesi, kan ve su volümünün artışına bağlıdır. Bunun yanısıra protein ve yağların depolanması da artar. Ortalama kilo artışı 12,5 kgdır. Normal bir gebelik boyunca 1 kgrlık artış proteinlere bağlıdır. Total vücut yağı artarak kilo alışı arttırır.Gebeliğin ikinci yarısı boyunca plazma kolestrolü % 50 oranında, trigliseritler ise 3 katı kadar artar. Gebelerde kan şekerini düşüren insülin hormonuna direnç gelişir. Bu bazı anne adaylarında gebelik diabetine yol açar. Diyerek görüşlerini belirtti.