Sağlık Rehberi

Alerjik Konjonktivit (Göz Nezlesi)
Alerjik Konjonktivit; sık olarak tekrarlayan ve uzun süren, gözlerde sulanma, kaşınma ve kızarmaya neden olan alerji çeşididir.
Alerjik Nezle
Alerjik nezle; hapşırma, burunda tıkanıklık, kızarıklık, kaşıntı ve akıntı ile seyreden ve toplumda sık görülen bir hastalıktır. Alerjik nezle mevsimsel bir seyir izleyebilir ya da belirtiler yıl boyunca hiç azalmadan devam edebilir. Mevsimsel seyir izleyen tip daha sıktır. İlkbahar ve sonbahar çeşitli polenlerin ortaya çıkması ile belirtilerde artış gösterir. Yıl boyunca süren alerjik nezleye ise sebep olarak ev tozu sürekli ortamda bulunabilen alerjenler gösterilmektedir. Alerjik nezlenin tedavisi için temel amaç alerjiye neden olan uyarının ortamdan uzaklaştırılmasıdır.
Alerjik Rinit
Alerjik Rinit (saman nezlesi); toplumda sık görülen alerjik hastalıkların en önemlilerinden biridir. Özellikle alerjik olan anne ve/veya babaların çocuklarında görülme sıklığı daha fazla olan bu hastalık; endüstriyel gelişmiş ülkelerde, çevre kirliliği gibi faktörlerin artması ile giderek artmaktadır. Hastalığın başlama yaşı genellikle küçük yaşlarda olmakla birlikte, ileri yaşlarda da başlayabilir. Hastalık genllikle alerjik konjonktivit (göz nezlesi), alerjik sinüzit veya astımla birlikte gözükebilir.

Alerjik Rinitin tedavisi şikayetlerin giderilmesine yöneliktir ve hastalık bu tedaviyle ortadan kaldırılamaz. Alerjik Rinit ömür boyu devam eden fakat yaşla beraber şiddeti azalan bir hastalıktır. Gerekli tedbirler alınır ve uygun tedavi verilirse, bu hastalığın atak sayısını oldukça azaltmak mümkündür.
Alerjik Sinüzit
Alerjik Sinüzit; alerjik rinitin tetiklediği sinüs enfeksiyonudur. Bu sinüzit genellikle kronik sinüzit olarak ortaya çıkmaktadır. Şikâyetler uzun sürelidir veya sık olarak tekrarlayabilir.
Amliyo (Göz Tembelliği)
Çocukluk döneminde, kayma olmadan her iki gözden net görüntü algılandığında normal görme gelişimi sağlanmış olur. Kayma gibi gelişmenin olumsuz olarak etkilendiği durumlarda kayan gözde göz tembelliği ya da görmede azalma gelişir. Şaşılığı olan çocukların yarısında göz tembelliği gelişir. Erken (yaşamın ilk sekiz, dokuz yıllık döneminde) tanı konulduğunda tedavisi olanaklıdır. İyi gören gözün kapatılması ile görme düzeyi artırılabilir. Ancak gelişme döneminin tamamlandığı dokuz yaş sonrasında görme için tedavi başarısı oldukça düşüktür. Tanı ne kadar erken konulursa tedavi başarısı o denli yüksek olacaktır. Göz tembelliği ilerleyici bir hastalık değildir; görme tamamen kaybedilmez.

Göz tembelliğinin tedavisi için eşlik eden şaşılık, gözlük gereksinimi ya da katarakt gibi hastalıklar tedavi edildikten sonra az gören gözün kullanılmasını zorlamak için iyi gören göze kapama yapılır. Eğer çocuk kapama yapmaya çok direnç gösteriyorsa, göz damlaları ya da özel çalışma sistemleri kullanılabilir; ancak en etkili tedavi yöntemi kapamadır. Göz tembelliği tedavi edilmediği durumda ilerleme göstermez ancak gelişme dönemi sonrası tedavisi olanaklı değildir ve her iki gözün bir arada kullanılması ve derinlik hissi algılamasında zorluğa neden olur. Polislik, pilotluk gibi mesleklerin seçiminde ve sürücü almada engel oluşturur.
Anestezi
Anestezi, ameliyat ya da herhangi bir cerrahi müdahale öncesi, insan vücudunun bütününde veya belirli bir kesimindeki duyunun (hissin) yok edilmesi demektir. Anestezide amaç; acının kontrol altına alınmasıdır.
Anevrizma
Anevrizma, bir damarın belli bir noktada toplanarak anormal şekilde genişlemesidir. Anevrizmaların çok büyük bir bölümü torbacık şeklinde ve doğumsaldır. Bu anevrizmalar genellikle 5-15 mm çapında bir hacime sahiptirler. Ancak çapı 25 mm’den büyük, dev olarak nitelendirilebilecek anevrizmalar da olabilir. Kişide doğuştan olmayan, sonradan oluşan anevrizmalar nadirdir.
Anjina ve Kalp Krizi
Kalp, insanlarda dinlenme ânında dakikada 60-80 kez tüm vücuda kan pompalayan güçlü bir pompadır. Tüm vücudun kan ihtiyacını karşılarken kendisinin de beslenmesi için kan kullanması gerekir. Kalbin kendini besleyen damarların (koroner arterler) dolaşım bozukluğunda koroner yetersizliği meydana gelir. Koroner yetersizlik durumları koroner damarlardaki darlıkların tipine, derecesine ve yerine göre değişir. Bâzıları anjina seviyesinde kalırken diğerleri krize dönüşebilir. Genelde fiziksel aktivite sırasında ortaya çıkan ve dinlenmekle geçen göğüs ağrıları (anjina) ilk uyarılardandır. Eforlu EKG ile kalp damarlarının fonksiyonelliği değerlendirilebilir. Anjinasız da kalp krizleri sık görülmektedir. Kalp damarları ânî olarak tıkanırsa kalp krizi ortaya çıkar.
Apgar Testi
Apgar testi, doğumdan 1 dakika sonra uygulanan ve 5 dakikalık aralarla tekrarlanan, bebeğin genel sağlık durumunu değerlendirmek amacıyla yapılan bir testtir. Apgar testi sonucunda elde edilen skor, bebeğin soluk alıp vermesine ilişkin olarak herhangi bir acil tedbir alınıp alınmayacağının da göstergesidir.
Astım
Solunum yollarının süregelen bir iltihap sonucu aşırı derecede duyarlı olmasına ve bazı etkenlerle zaman zaman daralmasına neden olan bir solunum yolu hastalığıdır.
Astımın kesin sebebi belli değildir. Genel kabul gören görüşe göre, doğuştan soluk boruları duyarlı bireylerde çevresel koşulların etkisi ile astım oluşmaktadır. Astımın tipik karakteristiği bronşların mukoza ödemiyle daralmasından ötürü olan episodik dispnedir (nefes darlığı). Bu durum, polijenik bir kalıtım biçiminde genetik kökenli olabilir; fakat enfeksiyon, alerji ve emosyonel faktörler de rol oynayabilir. Psikolojik mekanizmaların rol oynaması için bronşiyal aşırı duyarlığa somatik bir yatkınlık bulunması gerekir. Astımlılarda belirli bir takım kişilik özelliklerine rastlanmasına rağmen, bu hastalıkla birlikte görülen spesifik bir kişilik tipi yoktur; anksiyetenin yol açtığı bazı astım nöbetlerinin nedeni bir şartlı refleksle açıklanabilir. Kesin alerji vakası gösteren bazı hastalarda bulunan yüksek bir immunglobulin (IgE) seviyesi, alerjinin oynadığı rolü açığa çıkarmıştır. Bu gibi hastaların yeni bulunan immunosüpressif ilaçlarla tedavileri yararlı olabilir. Kortikosteroid'ler de tedavide yararlıdırlar, fakat uzun süre ve yüksek dozda kullanılırsa bazı yan etkileri olabilir. Eğer astım nöbetlerinde şartlı anksiete belirgin bir rol oynuyorsa, hayal gücünde sistematik desensitizasyon yöntemi uygulanabilir. Eğer hipersensitivite dolayısıyla hava yolunun reversibl tıkanmasına yol açan birçok stimüle edici faktörlerin astıma neden olduğu düşünülüyorsa, önce mümkün olduğu kadar açık bir biçimde bu fiziksel ve psikolojik nedenlerin tablosunu çizmek ve bunlardan her birini tedavi ederken hastayı sürekli kontrol altında tutmak gerekir. Astım sıklıkla bir alerjiye bağlı olmakla beraber (%60-80) alerji olmadan da astım olabilir.
Astigmat
Astigmat, çoğu kez korneadaki şekil bozukluğuna bağlıdır ve basitçe anlatmak gerekirse korneanın yumurta biçiminde olmasıdır. Bu durum iki eksende farklı kırılmaya yol açar. Meselâ bir eksende numara 1, diğer eksende 3 ise, aradaki fark astigmat sonucudur ve astigmatın değeri 3-1=2 dir. Bu göz problemi bulanık veya gölgeli (çift) görmeye sebep olur.
Bademcik İltihabı
Bademcik denilen tonsiller, boğazın her iki yanında yer alan, vücudun savunma sisteminin bir parçası olan organlardır. Üzerindeki çok sayıda delikten içeri giren mikroplar, burada zararsız hale getirilir ve ölü hücreler tekrar bu delikten dışarı atılır. Ayrıca antikor üreterek vücudun savunmasına yardımcı olurlar. Ancak bu deliklerin çeşitli etkilerle tıkanması sonucu iltihap yayılarak tüm organı tutar ve bir enfeksiyon kaynağı haline gelir. Bademciğin şişmesi, boğaz ağrısı, ateş, kırgınlık ve yutma güçlüğü akut iltihabın belirtilerindendir. Çocuklarda çok daha aktif organ olduğundan iltihabı da daha sık görülür.
Baş Dönmesi
Hasta, kendisinin veya etrafındaki eşyanın boşlukta döndüğünden şikayet eder. Tıp dilinde vertigo denen baş dönmelerinin nedenleri çeşitlidir. Bunlardan başlıcaları; kulak ağrısı, araç tutması, ani hava değişimi, bazı göz hastalıkları, ilaç zehirlenmeleri, düşük ve yüksek tansiyon, damar sertliği ve bazı kalp rahatsızlıkları, kansızlık ve kan hastalıkları, mikrobik hastalıklar, beyin hastalıkları, sara ve bazı ruh hastalıklarıdır.

Tedaviye başlanmadan önce hastalığın gerçek nedeninin tespit edilmesi gerekir. Baş dönmelerine yapılacak ilk iş; hemen oturmak veya öne eğilmek ve mümkünse hemen yatmaktır. Baş dönmesi sık sık oluyorsa mutlaka bir doktora gitmek gerekir.
Bel ve Boyun Fıtıkları
Omurlar arasında yer alan nükleus pulposunun (yumuşak destek dokusu) genellikle arka ve yana doğru fıtıklaşması sonucu hastalık ortaya çıkar. Boyun fıtığında boyun, sırt, omuz, kol ağrısı, uyuşma, güçsüzlük ortaya çıkar.

Bel fıtığında ise bel ağrısı, bacak ağrısı, bacakta uyuşma, incelme, güçsüzlük şikayetleri olur. Erken dönemde istirahat, kas gevşetici ve ağrı kesici tedaviler uygulanır. Şikayetler geçmezse yapılacak tetkiklerle (MR vs.) kesin tanı konduktan sonra cerrahi girişim yapılır.
Beyin Tümörleri
Beyindeki normal hücrelerin anormalleşerek büyümesi sonucunda kötü huylu ve iyi huylu olarak kitleleşen yapılar beyin tümörleri olarak nitelendirilirler. Bu sonradan meydana gelen kitle kafatası içi basıncının artmasına sebep olarak beyin üzerine baskı yapmaya başlar ve birtakım olumsuz belirtiler gösterir.

Beyin baskı altında normal yapısını kaybederek işlevlerini yerine getiremez hale gelir ve başlıca; baş ağrısı, epilepsi benzeri bayılmalar, vücudun bazı bölgelerinde kısmi felçler, şiddetli kusmalar, bazı fiziksel yeteneklerin kaybı ve kişilik bozuklukları gibi belirtilerle kendisini gösterir.
Boyun Kireçlenmeleri
Servikal omurgayı meydana getiren yapıların (kemik,bağ,kas) yozlaşması sonucu ortaya çıkan ve buna bağlı sinir ve damarsal bozuklukları da içeren klinik bir tablodur. Nedenlerinin; yaşlanma, mikro travmalar, makro travmalar, duruş bozuklukları ve genetik faktörler olduğu düşünülmektedir. Boyun ağrısı, kola yayılan ağrı, baş ağrısı, boyunda tutukluk, kolda güçsüzlük-hissizlik-yanma-batma, ellerde zayıflık-beceri azalması-uyuşma-karıncalanma, kulak çınlaması, baş dönmesi ve bulanık görme gibi yakınmalara neden olabilir.
Böbrek Taşları
Henüz tamamen anlaşılamamış bazı sebeplerle normal idrarın içeriğinde bulunan özellikle ürik asit ve kalsiyum gibi maddeler kristalleşerek böbrek içinde taş olarak adlandırılan yapıları oluştururlar. Oluşan bu taşlar golf topu kadar büyük olabileceği gibi kum tanesi kadar küçük de olabilirler.

Bazı taşlar hiç belirti vermeden böbrekte kalabilirler. Bazıları ise üreterler, mesane ve üretra boyunca yer değiştirirler ve idrarla dışarı atılabilirler. Küçük olan taşlar herhangi bir belirti vermeden veya çok az bir rahatsızlıkla dışarı atılabilirken daha büyük olan taşlar çok şiddetli ağrılara sebep olabilirler. Bazen de idrar geçişini önleyebilen tehlikeli tıkanıklar oluşturabilirler.

Böbrek taşını oluşturan sebepler kesin olarak bilinmemektedir. Bazı araştırmacılar içilen suyun çok fazla sert veya çok fazla yumuşak olmasının etki edebileceğini söylemektedirler. Aşırı alkol tüketimi ve gut hastalığı da aşırı taş oluşumuna sebep olabilir. Bazı araştırmacılar ise aşırı sıvı kaybına neden olan sıcak iklimlerde böbrek taşının daha sık rastlandığını, bir başka grup birtakım özel yiyeceklerin böbrek taşına neden olduğunu iddia etmektedir.
Böbrek yetmezliği
Böbreklerin yeterince işlev görev yapamadığı durumdur. Fizyolojik olarak böbrek yetmezliği glomerüler filtrasyon hızında bir yavaşlama olarak tanımlanır. Klinik olarak bu kendini yüksek serum kreatin düzeyi şeklinde gösterir. Akut ve kronik böbrek yetmezliği olarak iki ana kategoriye ayrılabilir.
Check-up
Check – Up hizmeti genel olarak, bireyin herhangi bir problemi olmadan, karşılaşabileceği sağlık risklerini engellemek amacıyla belirli aralıklarla yaş, cinsiyet, yaşam tarzı ve alışkanlıklarına bağlı olarak yaptırdıkları sağlık taramaları olarak adlandırılmaktadır.

Check-Up hizmetlerimiz için detaylı bilgiye aşağıdaki linkten ulaşabilirsiniz:
www.erdemhastahanesi.com.tr/tr/haberler/check-up-hayat-kurtarir-110
Condyloma Accumunata
HPV ( Human Papilloma virus) 60 tan fazla virüse verilen ortak addır. Bu virüsler vücudun herhangi bir yerinde siğillere sebep olabilirler. Ancak bazıları cinsel yola bulaşır ve condyloma acuminata veya genitall siğil denilen hastalığı oluşturur. Siğiller bu enfeksiyonun görünebilir belirtileridir ve ancak % 30 olguda ortaya çıkmaktadır. Kalan % 70 lik bölümde ise virüsler deri altında kalmakta ve herhangi bir belirti vermemektedir.
Çocuk Felci
Omuriliğin ön kordonlarının iltihaplanması sonucu felçle neticelenen bir hastalıktır. Özellikle yaz ve sonbahar aylarında görülür. Nedeni bir çeşit virüstür. Lağım sularının yiyeceklere bulaşması, sineklerin taşıdığı mikroplar, hastalığa yakalanmış kişinin ağız ve burnundan çıkan damlacıklarla bulaşır. Çocuk felcine küçükler yakalanabileceği gibi büyükler de yakalanabilir.

Hastalık mikrop kapıldıktan 7-21 gün içinde ortaya çıkar. Hastada ateş, baş ağrısı, boğaz ağrısı, kusma, yorgunluk, boyunda kasılma ve sırt ağrıları vardır. Hastalığın ilk günlerinde gerekli tedaviye başlanmazsa, özellikle kol ve bacaklarda felç görülür. Hastalığın başlangıcında hastayı diğer kimselerden ayırmak ve yatırmak gerekir. Çocuk felcinden korunmak için salk aşısı veya sabin aşısı yaptırmak gerekir. Bu aşının ilki çocuk altı aylık olmadan önce, ikincisi ilk aşıdan 2 ay sonra, üçüncüsü 2.aşıdan 6 ay sonra yapılır. 5 veya 15 yaşlarında da tekrarlanır. Tedavi için mutlaka doktora başvurmak gerekir.
Çölyak Hastalığı
Bağırsaktaki sindirimi sağlayan villus denilen yapıların bozulmasına sebep olan ve dolayısıyla da yiyeceklerdeki besinin emilmesini engelleyen ve ince bağırsakta hasarlar oluşturan bir sindirim hastalığıdır.

Küçük çocuklarda kusma, ishal, karın şişliği, iştahsızlık, kilo alamama ve boy uzamasında yavaşlama gibi tipik belirtilerle ortaya çıkabileceği gibi daha ileri yaşlarda sadece kansızlık, boy kısalığı, kemik zayıflığı ve nedeni bilinemeyen karaciğer hastalığı gibi çok değişik belirtilerle de kendini gösterir. Çölyak hastalığının kesin tanısı ancak deneyimli bir gastroenterolog tarafından yapılacak kan tahlilleri ve ince bağırsak biyopsisi ile tanımlanabilir.
Demir Eksikliği
Demir eksikliği anemisi, kanda hemoglobin düzeyinin normal değerlerden daha az olması durumunda ortaya çıkar. Hemoglobin, vücut hücrelerine oksijenin taşınmasını sağlayan kan hücrelerinde bulunan bir proteindir. Yorgunluk ve enerji azlığı, baş ağrıları, ağızda veya dilde acı, tırnakların kırılgan olması, nefes darlığı, solgun cilt dişeti ve tırnaklar, göğüste ağrı gibi belirtileri vardır.
Depresyon
Kişide kalıtımsal, çevresel ya da hormonal bozukluklar sonrasında gelişen çökkünlük halidir. Başlıca özelliği çökkün bir duygu durumun veya her şeye karşı bir ilgi kaybının veya artık zevk almamanın olduğu en az 2 hafta süren bir dönemin yaşanmasıdır.

İştahta, kiloda, uykuda, hareketlilikte artma veya azalma, enerji azalması, değersizlik düşünceleri, suçluluk duyguları, istenilen konuya odaklanamama, karar verme güçlüğü, yineleyen ölüm ya da intihar düşünceleri veya tasarıları olabilir. Böyle belirtiler üst üste 2 hafta hemen her gün sürmelidir. Bazı kişiler kederli olduklarından çok bedensel yakınmaları üzerinde dururlar (sızılar, ağrılar). Cinsel ilgi veya istek düzeyinde belirgin düşme olabilir. İştah ve kilo genelde azalır ama artması da olabilir. Daha çok uykusuzluk bazen aşırı uyuma olabilir. İntihar riskini kesin olarak öngörmek olanaksızdır. Bu durunda yatarak tedavi zorunluluğu doğabilir.

Major depresyon dönemini en fazla andıran yaşam olayı YAS'tır. Ayrıca major depresyon tek başına görülebileceği gibi diğer bazı ruhsal bozukluklarla birlikte de yaşanabilir.
Dış Gebelik
Rahim içinde yuvalanması gereken embriyonun rahim dışında herhangi bir yerde yuvalanması anlamına gelir. Bu gebeliklerde doğum süresinin tamamlanması hemen hemen imkansızdır. Saptanamaması ve tedavi edilmemesi durumunda çok ciddi iç kanama ve hayatı tehdit edici bir durum yaratabilir.
Disfaji
Yutma güçlüğüne (disfaji) özellikle yaşlılarda olmak üzere tüm yaş gruplarında yaygın olarak rastlanır. Disfaji terimi yemeklerin ve sıvıların ağızdan mideye geçmesi sırasında zorluk hissetmeyi ifade eder. Bu duruma çoğu tehlikeli olmayan ve geçici olan birçok faktör neden olabilir. Yutma güçlüğü nadiren tümör veya ilerleyici nörolojik hastalık gibi daha önemli patolojiye işaret eder. Kısa bir süre içerisinde yutma güçlüğü kendiliğinden iyileşmez ise kulak burun boğaz uzmanı tarafından değerlendirilmelidir.
Diş Apsesi
Bazı kişiler diş çürümesini ciddi bir sağlık sorunu olarak görmezler. Ancak, zamanında ve doğru şekilde müdahale edilmediğinde, daha çok sorun yaratan bir hastalığa yol açabilir. Çürüme, bakterinin, dişin özünü enfekte etmesine izin verir. Enfeksiyon köke ve çevre kemiğe yayılır. Bu apse olarak bilinir. Eğer enfeksiyon kemiğe ulaşırsa, diş kaybedilebilir. Enfekte diş kökü ve şişmiş doku ağrıya neden olabilir. Eğer kök ölürse, ağrı yok olacak, ancak yavaş yavaş da bitişik kemiğe zarar verecektir. Enfeksiyonun bir bölümü olarak oluşan irin, çene boyunca bir kanalı aşındırabilir ve diş eti üzerinde bir şişme ya da içi irinle dolu bir deri lezyonuna yol açabilir. Dişte sürekli ya da zonklama şeklinde ağrı, sıcak ya da soğuk yiyecek ve içeceklere karşı hassasiyet, çiğnerken ağrı, boyunda şişmiş lenf düğümleri, ateş ve genel kırıklık şeklinde kendisini gösterir.
Diş Çürümesi
Diş çürümesi, dişte bakterinin neden olduğu bir hastalıktır. Genel soğuk algınlığından sonra diş çürümesi, tüm insanlarda görünen en yaygın bozukluklardan biridir. Çoğu kişi için ömür boyu kalıcı olan bir sorun olsa da diş çürümesi en sık çocuk ve gençleri etkiler. Tüm yaştaki kişiler için çürük, diş kaybının temel nedenidir. Diyet, flor kullanma ve doğru ağız hijyeni yoluyla diş çürümesini önlemede atılan önemli adımları bir kenara bırakırsak, günümüzde çocukların yarısından fazlasında 4 yaş hatta daha da önce diş çürümesi görülür.

Geçmişte, orta yaşı geçmiş çok az kişinin kendi dişleri olurdu. Günümüzde, flor kullanımı, daha iyi diş bakımı, beslenme ve hijyen, insanların kendi dişlerini daha uzun süre kullanmalarına izin vermektedir. Bu ise, görece yeni bir sorun ortaya çıkarıyor, daha yaygın görülen diş kökü çürümesi diş köklerinin çürümesi, yaşlı kişiler arasında gittikçe artan bir sorundur. Yaşam boyu sürecek uygun diş bakımı, iyi beslenme ve iyi bir ağız hijyeni, diş çürümesinin bu türüyle baş etmenin anahtar yollarıdır.
Diş Eti Kanaması
Yetersiz mineral ve hijyenin sağlanmadığında, diş etlerinizde oluşan bir rahatsızlıktır. Dişeti iltihabı diş temizliğiyle önlenebilir. Ancak bir kere başladı mı, tedavi edilmezse, ciddi dişeti ve çene kemiği hastalıklarına yol açabilir.
Diş Taşı
Tükürükteki minerallerin ve plakların bir ürünüdür. Taş, diş eti iltihabı ve periodontit gibi diş eti hastalıklarının başlıca nedenidir. Taş, özellikle diş eti çizgisinin altında oluştuğunda en büyük surunu yaratır. Taş, kireçli ve serttir; temizlenmesi ise güçtür. Düzenli diş kontrollerinin bir bölümü dişlerinizin ve taşların temizlenmesini içerir. Bu temizleme işlemi, özellikle diş eti çizgisinin altındaki taşlar için gratuar ve küret adı verilen aletlerle dişi kazıyarak yapılır. işlem, rahatsız edicidir ve diş etlerinizi kanatır. Diğer bir yöntem ise, taşlan temizlemeye yardımcı olan bir titreşim aleti kullanmaktır.
Diyabet
Diyabet , vücudun kan şekerini uygun şekilde kullanamaması ve depolayamamasıdır.
Diyabetin iki tipi vardır:

Tip I diyabet (insüline bağımlı diyabet): Bu hastalarda pankreastan insülin yapımı ya çok azalmış veya durmuştur. Bu durumda kanda insülin yoktur. Kan şekeri düzeyini dengelemek için dışarıdan insülin vermek zorunludur. Genellikle çocuklarda ve genç erişkinlerde, yaşamın erken dönemlerinde ortaya çıkar.

Tip II diyabet (insüline bağımlı olmayan diyabet): Bu hastalarda pankreasta ileri yaşlara kadar normale yakın düzeyde insülin yapımı vardır. Hatta bazen normalden fazla bile insülin yapımı söz konusu olabilir. Ancak insülin yeterli etkiyi sağlayamamaktadır. Şişmanlık ve yanlış beslenme insülinin istenen etkiyi göstermesini engeller, kan şekeri yükselir. Hastaların çoğunluğu 40 yaşın üzerinde ve şişmandır, ailelerinde diyabetli akrabaları vardır.
Duodenoskopi
Duodenoskop adı verilen yumuşak, bükülebilen ve sindirim sistemini yandan görecek şekilde bir kamera ve ışık sistemi bulunan özellikle oniki parmak bağırsağı ve safra yollarını oniki parmak bağırsağına açılan bölümünün (ampulla) incelenmesine olanak sağlayan bir görüntüleme yöntemidir.
Duygusal Zeka (EQ)
Kendimizin ve başkalarının hislerini tanıma, kendimizi motive etme, içimizdeki ve ilişkilerimizdeki duyguları iyi yönetme yeteneğidir. Güçlü ve olumlu insan ilişkileri kurabilmek; duygusal zekânın kullanımı ve geliştirilmesi ile mümkündür. Çoğunlukla; duygusal zekâ ile sezgisel zekâ birbirine karıştırılmaktadır. “İçime doğdu, bu iş olacak” dedirten şey sezgisel zekâdır ve genellikle altıncı his, önsezi, telepati gibi isimlerle anlatılır.

Davranışlarımızı yönlendiren, kurduğumuz ilişkileri ve niteliklerini belirleyen düşünsel zeka (IQ) değil, ağırlıklı olarak duygusal zekadır (EQ).
Emboli
Bir kan damarının, herhangi bir yoldan giren ve kan dolaşımına karışan yağ damlacıklarından, şırınga ile verilen yabancı cisimler ve hava kabarcıklarından veya çok sayıda mikropların meydana getirdiği mikrop kümelerinden meydana gelebilir.

Damarların bu cisimlerle tıkanması ile o damarın beslediği çevreye kan gitmez olur ve bunun sonucu olarak o bölgede kangrenler meydana gelir. Beyin damarlarını tıkayan bu parçalar beynin yumuşamasına sebep olabileceği gibi, akciğer atardamarına gelerek akciğer infarktüsü denilen öldürücü hastalığın meydana gelmesini sağlar.
Endometriosis
Endometrial dokunun (rahim içi dokusunun) rahim dışındaki varlığı olarak tanımlanır. En sık görüldüğü yerler yumurtalık, tüpler, karın zarı, idrar torbası, barsak yüzeyleridir. Üreme çağındaki kadınların % 7 sinde görülür. Östrojen hormonu endometriosisi arttırır. Hastalığın oluşumu ile ilgili kesin bir teori yoktur.

Birinci dereceden akrabasında endometriosis olanlarda hastalığa yakalanma riski 7 kat artar. Örneğin; anne ve kız kardeşlerde risk %7.2, tek yumurta ikizlerinde ise % 70 oranında artmıştır. Endometriosis olgularında immun sistemde değişiklikler kaydedilmiştir. Hastalık kısırlığa neden olabilir. Ağrılı adet görme, cinsel ilişkide ağrı, sürekli rahim ve çevresinde ağrı hissi gibi durumlarda hastalıktan şüphelenilir. Bunun yanısıra sürekli bulantı, kusma, gaz, şişlik şikayeti de yaratabilir. Hastalığın erken evresinde olan olgularda bu bulgular belirginken, yaygın hastalıklı olanlarda şikayetler daha az olabilir.
ERCP (Endoskopik Retrograd Kolanjiyo Pankreotagrafi)
Duodenoskop yardımıyla oniki parmak bağırsağında, safra yollarının açıldığı papilla denilen alandan girilerek ana safra yolları, karaciğer içi safra yolları ve safra kesesinin görüntülendiği ve bu sırada safra yollarında yer alan taş, tümör gibi patolojik oluşumlara müdahale edilebilen bir görüntüleme yöntemidir.
Felç
Felç, boyun civarındaki şahdamarın ya da baştaki bir atardamarın tıkanmasından veya yakındaki hassas beyin hücreleri ile sinirleri tahrip eden beyindeki bir kanmadan kaynaklanan beyin tahribatıdır. Beyin hücreleri yenilenmedikleri için tahribat çoğu kez ciddi ve sürekli olabilir. Felç vakalarının üçte biri ölümcüldür. Felç için ‘Serebrovasküler Araz’ terimi de kullanılır. Bazen küçük felç olarak adlandırılan geçici iskemi krizi aynı belirtileri gösterse de beyni tahrip etmez ve sürekli işlev kaybına yol açmaz.
Fenilketonüri
Kalıtsal, metabolik bir hastalıktır. Protein yapı taşlarından biri olan fenilalanin amino asidini başka bir amino asit olan tirozine dönüştüren fenilalanin hidroksilaz enzimi bu hastalarda eksiktir. Besinlerle alınan ve tirozine dönüştürülemeyen fenilalanin, kanda ve diğer dokularda birikir. Biriken fenilalalanin vücutta normal sınırların üzerinde birikmeye başlarsa ilk olarak sinir sisteminde zehir etkisi göstermeye başlar, geri dönüşümsüz ve ilerleyici beyin hasarına neden olur.
Fıtık
Vücudun herhangi bir organının; genellikle bağırsağın, kaslar arasındaki zayıf bir noktadan dışarı çıkmasına fıtık denir. Fıtık olan yerde, şişlik görülür. Öksürünce veya ıkınınca büyür. Ağır işler yapmaktan, öksürmekten ve ıkınmaktan, hoplayıp zıplamaktan kaçınmak gerekir. Ameliyat olunmayacaksa, fıtıkbağı kullanmak faydalıdır.
Frengi
Frengi; genellikle cinsel yolla bulaşan bakteriyel bir hastalıktır. Frengiye treponema pollidum isimli bir bakteri sebep olur. Sifilis diye de adlandırılan frengi, 16. yüzyıl da Asya ve Avrupa'yı kasıp kavurdu. Bu hastalık hâlâ sık olarak görülür ve hatta son yıllarda artış göstermiştir. Frengi tedavi edilmezse, birbirinden gizli üç devre gösterir.
Gastroskopi
Endoskop adı verilen ince, uzun, yumuşak, bükülebilen ve ucunda ışıklı bir kamera sistemi bulunan bir alet yardımıyla yemek borusu, mide ve oniki parmak bağırsağının incelenmesine olanak sağlayan bir görüntüleme yöntemidir.
Gebelik Diyabeti
Gebelik sırasında ortaya çıkan, geçici bir diyabet şeklidir. Gebelik diyabetin nedeni, vücuda yüklenen fazla yükün kan şekerini normalden daha yüksek seviyelere çıkarmasıdır. Bu durum özellikle 24.-28. gebelik haftalarında ortaya çıkar. Eğer gebelik sorunsuz geçiyorsa ve gestasyonel diyabet riski yüksek değilse bu haftalar arasında gebeye şeker tarama testi uygulanır.
Gece Körlüğü
A vitamini eksikliğinin sebep olduğu bir göz hastalığıdır. A vitamini balık, süt ve süt ürünleri, yumurta ve yeşil sebzelerde bol miktarda bulunur. Bu yiyeceklerin çok az alınması ve hiç yenmemesi durumunda gözün retina tabakası için çok gerekli olan "rodopsin" maddesi üretilemez. Bir adı da "görme moru" olan bu madde zamanla ışığın etkisiyle tamamen solar ve gece körlüğü dediğimiz hastalık ortaya çıkar. Vücut A vitamini yönünden desteklenip hastalığın tedavisine gidilmediği takdirde bulaşıcı hastalıklara yakalanma riski artar. Zamanla kornea tabakası delinerek körlüğe yol açar.
Guatr
Tiroid bezinin büyümesi sonucu ortaya çıkan ve boynun ortasında, yutkundukça aşağı yukarı hareket eden şişkinlikle kendini belli eden bu hastalıktır. Özellikle geceleri nefes darlığı yapar. Bazen de rahatsız edici öksürüklere neden olur.

İki çeşit guatr vardır;

Basit guatr; bu çeşit guatrda tiroid bezi balon gibi şişer nedeniş alınan iyotun yetersiz olmasıdır. Dağlık bölgelerde oturanlarda, ergenlik yaşlarında ve hamilelerde çok görülür.

Yumrulu guatr; Bu çeşit guatrda, tiroid bezinin iki yanında kabarıklık veya üzüm salkımını andıran şişlikler görülür. Her iki çeşit guatrda da endişelenecek bir durum yoktur. Ancak tedaviye erken başlamak gerekir.
Hamilelik Psikoloji
Hamilelik aslında oldukça kendine has ve özel bir durumdur. Yani her anne adayı, içinde bulunduğu koşullara bağlı olarak bu olayı diğerlerinden daha farklı bir şekilde yaşar. Ama yine de bazı değişimler vardır ki bunlar normal seyreden tüm hamileliklerde benzer şekilde yaşanır. Annenin yaşayacağı fiziksel ve psikolojik değişimler hakkında önceden bilgi edinmesi hamileliğin olumlu ve pozitif geçmesini ve daha bilinçli olmasını sağlar.
Havale
Vücut kaslarının ani ve şiddetli olarak kasılması sonucu ortaya çıkan duruma havale denir. Büyüklerde havale çoğunlukla sara nöbetleri sırasında görülür.

Küçük çocuklarda görülen havale, sinir sisteminin değişik nedenler karşısında göstermiş olduğu bir tepkidir. Bu tepkiler de; kemik hastalıkları, yüksek ateş, boğmaca, devamlı hazımsızlık, bağırsak şeritleri veya diş çıkarmalardan kaynaklanabilir. Ayrıca bu duruma sinir sistemi veya beyinde meydana gelen bir hastalık da neden olabilir. Havale geçiren çocuğun gözleri sabit bir noktaya çevrilir, çenesi de kenetlenir. Dudakları, yüz kasları, kol ve bacakları, önce şiddetli bir şekilde kasılır, sonra da çırpınmaya başlar. Ağzından da köpük gelir. Bütün bunlar bir iki dakika devam eder. Sonra bütün belirtiler kaybolup, uykuya dalar. Hastalığın bir nedenini bulmak için mutlaka bir doktora başvurmak gerekir. Bu arada çocuğu sessiz, loş bir odaya yatırmak, elbise ve çamaşırlarını gevşetmek faydalıdır.
Helicobacter Pylori
Helicobacter Pylori; bir bakteridir ve insan vücudunda sindirim sistemine yerleşerek ülsere neden olur. Helicobacter pylori özellikle mide ve üst sindirim sistemine yerleşir. Yerleştiği yerde " Peptik ülser " adı verilen açık mukoza yaralarına neden olur. Ancak bu,sindirim sisteminde Helicobacter Pylori saptanan her insanda ülser var olduğu anlamına gelmez.Yapılan çalışmalar Helicobacter Pylori saptanan birçok insanda ülser gelişmediğini göstermiştir. Helicobacter pylorinin önemi, sindirim sisteminde bulunduğu takdirde ülser oluşum riskinin yüksek olmasından kaynaklanır.
Hemodiyaliz
İleri derecede böbrek yetmezliğinde, yiyeceklerimizin vücudumuzda parçalanması sırasında oluşan ve normalde idrarla atılan zararlı maddeler ve suyun fazlası atılamamakta vücudumuzda birikmektedir. Hemodiyaliz bu maddelerin vücudumuzdan uzaklaştırılmasını sağlayan bir tedavi şeklidir. Hastanın kanının, damardan alınarak özel makineler kullanılarak temizlenip tekrar hastaya verilmesidir. Hasta kanı ince zardan yapılmış borucukların içinden geçirilir ve zarın öbür tarafından geçen bir sıvıya karışarak vücuttan uzaklaştırılmaları sağlanır.
Hemofili
Kanın normal sürede pıhtılaşmaması şeklinde kendini gösteren, erkeklere has bir çeşit kan hastalığıdır. Halk arasında kanama hastalığı denir. İrsi bir hastalıktır. Doktor tedavisi gerekir. Bu hastalığa tutulanların; az su içmeleri ve limon, portakal, kiraz veya ahududu yemeleri tavsiye edilir. Ayrıca vücudun herhangi bir yerinde kanamaya neden olabilecek davranışlardan da kaçınmaları gerekir.
Hemoroid
Hemoroidler, anal kanalın üst kısmında genişlemiş damar yumaklarıdır. Halk arasında basur ya da mayasıl olarak bilinir. İç ve dış hemoroidler olarak ikiye ayrılır. Zamanla altta yatan sebeplerle birlikte anal kanalda yerleşen genişlemiş toplar damar yumakları makatın dışına doğru çıkarlar.
Hipermetrop
Gözün normalden kısa, korneanın eğriliğinin yani kırıcılığının az olması ya da her ikisinin bir arada bulunması sebebiyle, görüntü sarı noktanın arkasında oluşur. Göz içinde bulunan lens, şeklini değiştirerek (akomodasyon) kırıcılığını arttırır ve görüntüyü sarı nokta üzerine taşımaya çalışır. Hipermetrop, eğer lensin telâfi edebileceği sınırlarda ise, kişi uzağı da, yakını da görebilir veya uzağı iyi, yakını bulanık görür. Bu sırada lensin şekil değiştirebilmesi için göz içindeki minik kasların normalden fazla çalışması sonucu, gözde çabuk yorulma hissi, göz ve baş ağrısı ortaya çıkar. Lensin şekil değiştirme kabiliyeti, çocukluk ve gençlikte çok iyi olmasına karşın, yaş ilerledikçe azalır ve kişi önce yakını, sonra da uzağı seçemez hâle gelir.
Hipertansiyon
Kalbin atmasıyla oluşan basınç, kanı atardamarlar içinde harekete zorlar. Hipertansiyon (yüksek tansiyon) bu basıncın yüksek ve sağlıksız değerlere ulaşmasıyla görülür. Tedavi edilmezse, bütün vücuttaki kan damarlarını tahrip eder. Arteriyoskleroz (damar sertliği), böbrek tahribatı, görme kaybı, kalp krizi ve kalp yetmezliği ve inme karşılaşılabilecek riskler arasındadır.
Horlama
Ağız ve burun arkasındaki hava yolunda darlık olduğunda ortaya çıkan gürültü biçimindeki sese horlama denir. Dilin arkası, yumuşak damak ve küçük dilin olduğu kısmın genizle birleştiği bölge kendiliğinden daralabilen bir bölgedir. Bunlar birbirleri üstüne geldiğinde solunumla birlikte titreşmekte ve horlama ortaya çıkmaktadır. Horlamanın nedenleri çeşitlidir. Derin bir uyku, sırt üstü yatmak horlamaya neden olabileceği gibi; burun polipleri, burnun çarpık olması, burun iltihabı, burunda ahtapot ve ağzı kapayamamak da neden olabilir. Yan yatarak uyumak, belin tam ortasına küçük bir lastik top koyarak yatmak horlamayı önler. Bu tedbirlerle geçmeyen horlamalarda, gerçek neden bulunup ona göre bir tedavinin uygulanması gerekir.
İdrar Yolu Enfeksiyonu
Normalde idrarda bakteri bulunmaz. Bakteri çoğunlukla makat bölgesinden gelir ve idrar yolundan mesaneye geçer. Buradan yukarıya ilerleyerek böbrekleri tutabilir. Bir kısım mikroorganizma ise cinsel temasla eşe geçer. İdrarın yıkayıcı etkisi ve kişinin bağışıklık düzeyi enfeksiyondan koruyucu etki yapar. Bunlar yetersiz kalırsa idrar yolu enfeksiyonu yerleşir. Sık idrara çıkma, acil idrar isteği en sık görülen belirtilerdir, göbek altında ağrılar olur, idrar bulanık ve bazen kanlı olması idrar yolu enfeksiyonun başlıca belirtileridir.
İnfertilite
Dünyada her 6 çiftten biri tıbbi yardım almadan çocuk sahibi olamamakta ve bir çoğu tetkik ve tedaviler sonucunda gebe kalabilmektedir. Bir yıl süreyle, ortalama haftada 2 kez düzenli ilişkiye girilmesine ve çocuk sahibi olmak istemelerine rağmen gebe kalınamaması infertilite (kısırlık) olarak tanımlanır.

İnfertilite, %30-35 oranında erkek, %45-%50 oranında kadına ait nedenlerle ortaya çıkmaktadır. Çiftlerin % 25'inde ise hem erkek, hem de kadın infertiliteden sorumludur. Çiftlerin %10-15'inde ise tüm araştırmalara rağmen infertilite nedeni bulunamamaktadır.
İshal
İshal, dışkılama sayısında artışla beraber, dışkının şekilsiz bir hal alması olarak tariflenir. Normalde dışkı kuru ve şekilli iken, ishal durumunda içerdiği su miktarı artarak şekilsiz olur. İshal nedeniyle bağırsak hareketleri artar, normal süreden daha kısa aralıklarla dışkılama ortaya çıkar. Örneğin günde bir kez katı, şekilli dışkılaması olan bir kişi, günde 3-4 kez veya çok daha fazla dışkılıyorsa veya dışkı cıvıklaşmış, su gibiyse ya da sümüksü olmuşsa ishalden bahsedebiliriz.

İshale neden olan pek çok durum mevcuttur. İshal nedenlerinin başında mikrobik ishaller gelmektedir ki, yaz ishalleri de bu gruptandır. Mikroplar dışında başta antibiyotikler olmak üzere çeşitli ilaçlar, çeşitli mide-bağırsak hastalıkları, bazı hormonal hastalıklar, bağırsak veya bağırsak komşuluğunda ortaya çıkan tümöral durumlar, aşırı ve ani ısı değişimleri de ishale neden olabilir. Heyecanlanma, üzüntü, korku, stres gibi durumlar da ishale neden olabilir.
Jinekomasti
Tıp dilinde jinekomasti denilen yani erkek memelerinin normalden fazla aşırı derecede büyümesi ve kadınsı bir vücut görünümüne neden olan durumdur. Jinekomasti, erkeklerde meme dokusunun iyi huylu büyümesi olarak tanımlanabilir.

Meme dokusu, genetik olarak belirlenen çeşitli hormonlar ve biyolojik etmenlerin etkisiyle gelişmektedir. Çocukluk ve ergenlik dönemindeki jinekomasti, çeşitli tümörler, hipertiroidizm, ilaçlar gibi nedenlere bağlı olabilir. Bununla birlikte erişkin jinekomastinin büyük çoğunluğunda belirli bir neden yoktur. Erişkin erkeklerde, meme kanseri olasılığı hatırlanmalıdır. Ayrıca, jinekomastiye yol açan bazı özel durumlarda vardır. Bunlar arasında; hepatit, siroz, akciğer kanseri, akciğer hastalıkları, tiroid bezi hastalıkları, testis hastalıkları, uyuşturucu kullanımı, kilo almak veya kas yapmak için steroid kullanımı gibi sebepler sayılabilir.
Kabakulak
Daha çok çocuklarda görülen bulaşıcı bir hastalıktır. Hastanın ağzından çıkan tükürük damlacıklarıyla bulaşır. Tıp dilinde parotitis epidemica denilen bu hastalık; genellikle kulak altında bulunan tükürük bezlerinin iltihaplanması sonucu ortaya çıkar.

Kuluçka devresi, 18 gündür. Hastanın ateşi birdenbire yükselir, genel bir halsizlik görülür. Çok defa kulağın ön ve altında bulunan tükürük bezleri şişer ve acıma hissi duyulur. Yanak ve kulağın altı kabarır, kulak memesi de hafifçe yukarı doğru kalkar. Ağızda kuruluk, dilde pas vardır. İştah da azalmıştır. Bu durum birkaç gün devam ettikten sonra tükürük bezlerindeki şişlik yavaş yavaş kaybolmaya ve hasta iyileşmeye başlar. Hastalığın kendisi çok tehlikeli bir hastalık olmadığı halde; başka hastalıklara zemin hazırlar. Bu hastalıklar arasında; pankreas, gözyaşı keseleri, böbreküstü bezleri, erkeklerde husyeler, kadınlarda yumurtalıkların etkilenmesi önemli sonuçlar doğurabilir. Bu nedenle en iyi şekilde tedavi edilmesi gerekir. Hastanın sağlıklı kimselerle konuşması, görüşmesi önlenir. Sulu yiyecekler verilir. Kabız olmaması sağlanır.
Kekemelik
Kekemelik ya da konuşurken takılma, daha genel olarak tanımlarsak konuşmanın akıcılığını bozan duraklama ya da takılmalar çocuğun büyüme ve gelişmesiyle birlikte ortaya çıkar. 3-5 yaşlar arasında beyin gelişimi hızlanmakta ve çocuk daha hızlı düşünmektedir. İletişim sırasında düşüncelerin aktarılmasına yarayan konuşmanın oluşturulduğu dil ve dudak gibi aktarma organları ise henüz bu hıza yetişememektedir. Böylesi durumlarda konuşmanın başlangıcında bazı sözcükleri bulmada zorluk, takılma, gereksiz duraklama ve nefes düzenleme ile ilgili güçlükler ortaya çıkmaktadır. Eğer sesin oluşumu ile ilgili beyin işlevlerinde ya da aktarma organlarında belirgin bir sorun yoksa akıcı konuşma bozukluğu olarak ele almaktayız.
Kolestrol
Kolesterol yaşam için gerekli olan mum kıvamında yağımsı bir maddedir. Kolesterol beyin, sinirler, kalp, bağırsaklar, kaslar, karaciğer başta olmak üzere tüm vücutta yaygın olarak bulunur. Vücut kolesterolü kullanarak hormon, D vitamini ve yağları sindiren safra asitlerini üretir. Bu işlemler için kanda çok az miktarda kolesterol bulunması yeterlidir.

Eğer kanda fazla miktarda kolesterol varsa bu kan damarlarında birikir ve kan damarlarının sertleşmesine, daralmasına yol açar. Artiyosklerozda damar duvarında biriken tek madde kolesterol değildir; akyuvarlar, kan pıhtısı, kalsiyum... gibi maddeler de birikir. Toplumda arteriyoskleroz için damar sertliği, damar kireçlenmesi gibi ifadeler de kullanılmaktadır. Damarlar tüm vücutta yaygın olarak bulunur ve kalp, beyin böbrek gibi organlara kan taşıyarak bu organların görev yapmasını sağlar.

Kolesterol hangi organın damarında birikirse o organa ait hastalıklar ortaya çıkar. Örneğin kalbi besleyen atardamarlarda (koroner arterler) kolesterol birikimi olursa göğüs ağrısı, kalp krizi gibi sorunlar oluşur. Böbrek damarlarında kolesterol birikimi yüksek tansiyon ve böbrek yetmezliğine yol açabilir.
Kolonoskopi
Kolonoskopi, kalın bağırsak ve ince bağırsağın son kısmının incelenmesine olanak sağlayan bir görüntüleme yöntemidir. Bu işlem ucunda ışık ve mikro kamera bulunan ince yumuşak ve bükülebilen tüp şeklinde bir alet yardımıyla yapılmaktadır.
Koroner Kalp Hastalığı
Kalbin yüzeyindeki damarlar kalp kaslarına kan taşıyan koroner atardamarlardır. Zamanla bu atardamarların içinde lipit birikir ve bunların sertleşmesine, daralmasına ve içinden geçen kan miktarının azalmasına yol açar. Ateroskleroz denen bu durum halk arasında “damar sertleşmesi” olarak bilinir. İskemi (geçici kansızlık) kalp kasını işlemesi için gerekli oksijen ve besleyicilerden yoksun bırakır. Daralmış atardamarlar içinde bazen oluşan kan pıhtıları kan akışını tümüyle durdurur.
Kulak Çınlaması
Kulak çınlaması etrafta gürültü olmadığı zaman duyulan rahatsız edici sestir. Bu hem herhangi bir kulak rahatsızlığının hem de kalp damarlarına bağlı hastalıklar ve kansızlık dahil başka hastalıkların belirtisi olabilir. Bu seslerin duyulmasına neden olan mekanizma anlaşılamamıştır. Kulak çınlaması ekseriyetle işitme kaybına bağlıdır. Kulakta zil, uğultu, ıslık gibi sesler duymak ve işitme kayıpları gibi belirtilerle ortaya çıkar.
Laparoskopi
Laparoskopi; karın içini, optik bir cihaz kullanarak gözlemlemektir. Bu cihaz 1 cm.lik göbek altı küçük bir kesiden karın içine yerleştirilir. Karın içini aydınlatarak, rahim, yumurtalık ve tüpleri ilgilendiren hastalık veya problemleri doğrudan gözlemleme ve de gerekirse aynı anda karın alt bölgesinde açılan 3 - 5 mm'lik deliklerden içeri sokulan yardımcı aletler ile tedavi olanağı da verir.
Lazer Işık Koaglasyonu
Lazerin başarısı hastanın erken başvurusu ile doğru orantılıdır. Erken evrede lazer ışık koaglasyonu ile tedavi edilen hastaların %80-90 civarındaki bir grubunda körlüğü engellemek mümkündür. Tedavinin etkinliği ve yöntemleri uzun çalışmalarla ortaya konmuştur. Tedavi için gözün üzerine bir kontakt lens yerleştirilir. Lazer ışığı bu lens vasıtası ile tedavi edilecek bölgelere ulaştırılarak, retinada yanıklar oluşturur. İşlem sırasında bazı durumlarda ağrı duyulabilir. Lazer tedavisinden sonra görme yakınmaları artabilir. Ancak bir süre sonra eski düzeye döner. Lazerin uygulandığı bölgeye göre, merkezi veya çevresel görme, karanlık-aydınlık uyumunda, renk görmede etkilenmeler gelişebilir.
Lösemi
Halk arasında kan kanseri denilir. Kandaki alyuvarların aşırı derecede çoğalması sonucu meydana gelir.
Meme Kanseri
Meme kanserleri memenin malign tümörlerine denir. Meme kanserleri kadınlarda görülen en yagın türüdür. Memenin herhangi bir yerinde sertlik, şişlik, ağrı, meme cildinin renk değiştirmesi, çekilmesi, koltuk altıda şişlik vs. belirtilerini oluşturur.
Menisküs Yırtıkları
Vücudumuzun en sık yaralanan bölgelerden birisi de menüsküslerimizdir. Menüsküsler diz bölgesinde en büyük iki kemiğimizin kesiştiği noktada 'C' şeklinde mevcut olan ince yastıkçıklardır. Dizde yuvarlak uyluk kemiği(femur) ile düz kaval kemiğinin (tibia) uyumlu bir eklem oluşturması, yükün taşınması, birçok yöne dönme hareketinin yapılabilmesi, femur (uyluk kemiği) ve tibia (kaval kemiği) arasındaki güç dengesinin sağlanması gibi görevlerde rol oynarlar.

Futbol gibi karşılıklı temas sporlarında dizin dönmesi, ani hareketlerde meydana gelen katlanma, tek diz üzerinde yük alınması sonrasında menüsküsler yırtılabilir. Sporcularda bu yaralanmalara ön çapraz bağ yaralanmaları da eşlik edebilir. İleri yaş grubunda ise menüsküsler herhangi bir travma olmaksızın dizde gelişen dejenerasyon ve kıkırdak hasarına bağlı olarak yırtılabilirler. Ayrıca her yaş grubunda bir travma olmaksızın dejenerasyonla giden yırtıklar görülebilir.
Migren
Migren, çoğunlukla ataklar halinde gelen bir baş ağrısı tipidir. Ataklar 4 saatten 72 saate kadar değişen uzunluklarda olabilir. Kişi ataklar arasında kendini tamamıyla normal hisseder ancak bir sonraki atağın endişesi içindedir. Eskiden "sadece bir baş ağrısı tipi" olarak görülen migren, artık başlı başına bir nörolojik hastalık olarak kabul edilmektedir.

Migren ağrısı genellikle orta şiddette ya da şiddetlidir ve kişinin normal aktivitelerini engelleyebilir, hem migren yakınması olan kişinin hem de yakınlarının yaşam kalitesini bozabilir. Baş ağrısı zonklayıcı ya da nabızla birlikte atan şekilde hissedilebilir ve başın tek bir yanında yerleşebilir. Bulantı, kusma, ışığa veya sese karşı hassasiyet baş ağrısına eşlik edebilir.

Migren kadınlarda erkeklerden daha sık görülür; kadınlarda %18.6 ve erkeklerde %6.5 oranında görülmektedir. Yapılan çalışmalarda bir hekim tarafından tanı konulmamış olan migren hastası oranının kadın hastalarda %59'a, erkeklerde ise %70'e ulaştığı gözlenmiştir.

Birçok kişide ağrı ve diğer semptomlar o kadar şiddetlidir ki, sadece karanlık bir odada yatıp uyumak isterler. Bu da günlük yaşantıyı aksatır. Oysaki migren ilaçla tedavi edilebilir. Günümüzde migreni önleyen ya da tedavi eden çok sayıda ilaç bulunmaktadır.
Miyop
Gözün ön-arka uzunluğu, kornea kırıcılığı ya da her ikisi olması gerekenden fazla ise, objelerin görüntüleri, sarı noktanın önünde oluşur. Miyoplar, yakını iyi, uzağı bulanık görürler. Bazı yüksek numaralı miyoplu hastalarda problem, sadece gözlük numaralarından ibaret değildir. Numaralar, 10-30 gibi yüksek olabilir. Bununla birlikte, bu hastaların retina tabakaları da zayıf olduğu için, görme kabiliyeti azalabilir.
Multipl Skleroz (MS)
Merkezi sinir sisteminin (beyin) zararlı kabul ettiği çeşitli unsurlara karşı oluşturduğu cevabın ortaya çıkardığı belirti kümesidir. Uyuşma, dengesizlik, çift görme veya bulanık görme gibi şikayetlerle başladığı gibi vücudun bir tarafının tutmamasıyla ya da kasılmalarla da görülebilir. 20 ile 40 yaş arasında ve bayanlarda daha sık rastlanır. Şikayetler haftalar veya aylarca devam ettikten sonra ya tam geçer ya da nispeten hafifler. Multipl Skleroz, gerileme ve alevlenmelerle seyreder. Tek gözde görme zayıflığı çıkabilir, bazı hastalar beceriksizleştiğini ve daha sık düşmeye başladıklarını ifade ederler, sık idrara gitme ve idrarı tutamama ortaya çıkabilir, bazı vakalarda hayatı kısıtlayabilir, tedaviye cevap vermeyen vakalarda destekleyici fizik tedavi tavsiye edilir.
Myomlar
Myom, kadınların önemli bir kısmında rastlanmaktadır ve genelde iyi huylu oluşumlardır. Çoğu kişi de myomların farkında olmadan ömrünü geçirmektedir. Myomların gerçek sebebi tam bilinmemektedir. Ailesinde, akrabalarında, anne, teyze, kız kardeş gibi myom öyküsü bulunanlarda rastlanma ihtimali artabilmektedir. Bu da kalıtsal bir yatkınlığın sebep olabileceğini desteklemektedir. Ayrıca yumurtalıkların çalışması ile artan östrojen hormonu myomların büyümesini kolaylaştırmaktadır. Dolayısıyla, gebelikte, adet gören hanımlarda myom büyüyebilirken, adetten kesilmiş menopoza girmiş hanımlarda ise küçülme meyli göstermektedir.

Genellikle belirti vermezler. Çok büyük olanlar bile bazen belirti vermeyebilirler. Myomların belirtileri yerleşme yerine, büyüklüklerine ve gebelik durumuna göre değişiklik gösterebilir.
Nevralji
Sinir ağrısına tıp dilinde nevralji denir. Bilhassa, yüzde ve başta hissedilir. Ama vücudun diğer taraflarında da bulunabilir. Nedeni soğuk algınlığı, şeker hastalığı, damar sertliği, veya ağrı yapan sinir yakınında meydana gelen herhangi bir hastalıktır.
Nöropatik Ağrı
Nöropatik ağrı, merkezi ya da çevresel sinir sisteminin hasar görmesi sonucunda ortaya çıkan süreğen ağrıya verilen isimdir. Nöropatik ağrı, çevresel ve merkezi sinir sistemi arasındaki karmaşık etkileşimlerle ortaya çıkar. Bu ağrı, hastalar tarafından çeşitli şekillerde tanımlanabilir. En sık kullanılan tanımlayıcı sözcükler batıcı, delici, saplanıcı, yakıcı, iğnelenme tarzında ağrıdır. Ağrı çok şiddetli olabilir, uzun sürelidir ve standart ağrı kesici ilaçlara yanıt vermez. Nöropatik ağrı, diğer birçok ağrının aksine genellikle geceleri artar. Nöropatik ağrıya neden olan durumlar arasında şeker hastalığı, böbrek yetersizliği, zona gibi enfeksiyon hastalıkları, çeşitli damar hastalıkları, alkolizm, bazı nörolojik hastalıklar ve kanser yer alır. Bu gibi hastalıkları olan kişilerde uzun süreli ağrı ortaya çıktığında nöropatik ağrı olabileceği düşünülmelidir. Nöropatik ağrı tanısında ağrının niteliği, zamanı, dağılımı, eşlik eden diğer belirtilerin dikkatle araştırılması önem taşır. Ağrının değerlendirilmesinde en güvenilir kanıt hastanın bildirimidir. Nöropatik ağrı, sinir dağılımına uygun şekilde özel bir yerleşim sergiler, örneğin şeker hastalarında çorap-eldiven tarzında ağrı oluşması tipiktir. Tanı konması için hastaların duysal yakınmalarının yanı sıra sinirlerde hasar oluştuğunun gösterilmesi yeterlidir.
Orta Kulak Enfeksiyonu
Orta kulak enfeksiyonları kulak zarının arkasında meydana gelir. Bu enfeksiyonlar genellikle virüsler veya bakteriler tarafından oluşturulur. Yakın zamanda geçirilmiş bir soğuk algınlığı veya alerjik bir problemle ilgili olabilir. Hastaların çoğunda her iki kulakta etkilenmiştir. Çocuklarda orta kulak anatomik gelişimini tam olarak tamamlamamış olduğundan enfeksiyon daha sıktır.
Osteoporoz
Kemik erimesi olarak da bilinen, vücudumuzu oluşturan kemiklerdeki yoğunluğun ilerleyici olarak azalması ve kemik dokusunun incelip kolay kırılır hale gelmesi şeklinde tanımlanan karakterize bir hastalıktır. Bel ve sırt ağrısı (ağrı çoğu kez hareketle yük kaldırmakla başlar, istirahatle geçer), boyda kısalma, omurgada kırık, sırtta kamburlaşma, omuzlarda yuvarlaklaşma, el bileğinde kırık, kaburga kırıkları, kalça kemiğinde kırık gibi durumlar osteoporozun belirtileri olarak ortaya çıkmaktadır.
Otoplasti
Şekil bozuklukları içinde en sık görülen halk arasında "Kepçe Kulak" tabir edilen kulak sayvanı bozukluklarıdır. Normalde ana karnında 12. haftada erişkindeki şeklini alan kulak, 9 yaşında da erişkin boyuta erişmektedir.

Kepçe kulak kusuru bu dönem içinde oluşmaktadır. Normalde kulak sayvanı arkası ile baş arasındaki açı 30 derecedir. 35 dereceyi geçerse bu durum ortaya çıkmaktadır. Hasta tarafından bu durum utanılacak bir şey gibi düşünüldüğünden psikolojik bozukluğa yol açmaktadır.

Çeşitli plastik cerrahi teknikleri ile genel anestezi altında düzeltilmesi mümkündür.
Öksürük
Öksürük, havanın akciğerlerden spazmodik (spazmı andıran) bir şekilde çıkmasıdır. Üst solunum yollarının irritasyonu (tahriş) veya enflamasyonu sonucu olabileceği gibi, alt solunum yolları ile ilgili de olabilir (derin öksürük). Kronik öksürüğe en çok neden olan üç etmen reflü, astım ve post-nazal akıntıdır.
Panik Atak
Başta "Panik Bozukluk" olmak üzere, birçok psikiyatrik bozuklukta görülebilen; aniden beklenmedik bir anda, herhangi bir yerde ortaya çıkan yoğun kaygı-bunaltı, korku karışımı bir nöbettir. Panik atak sırasında bazı hastalar; kalp krizi geçirdiklerini, aklını kaçıracağını, felç geçireceğini, kontrolünü yitireceğini, düşüp bayılacağını hissederler. Panik atak ruh sağlığı açısından hastalık değil bir hastalık belirtisi sayılır. Bu ataklar sadece bir kez olabildiği gibi birkaç aydan daha uzun sürecek şekilde de yaşanabilir. İnsan hayatını olumsuz yönde etkileyen panik atak, psikoterapi ve ilaç tedavisiyle giderilebilir.
Parkinson Hastalığı
Parkinson hastalığı, beynin alt kısımlarındaki gri cevher çekirdeklerinin bozukluğuna bağlı bir sinir sistemi hastalığıdır. Genellikle orta yaş hastalığıdır. Adını hastalığı ilk defa 1917'de titremeli felç olarak tariflenen James Parkinson'dan almıştır. Binde bir sıklıkla görülen, müzmin, ilerleyici, tedavisiz iyileşmeyen bir hastalıktır.

Temel bozukluk, koordineli hareketleri düzenleyen beyin bölümlerindendir. Bu bozukluğu yapan sebep tam bilinmiyorsa idyopotik parkinson hastalığı, sebep belli olduğu durumlarda ise parkinsonien sendromlar adı verilir. Bunlar; geçirilmiş beyin enfeksiyonları, bazı ilaçlar, arteioskleroz, ailevi sebepler, travma, zehirlenmeler, tümörler, kandaki kırmızı hücrelerin aşırı yükselmesi gibi durumlardır.

Hastalığın temel belirtileri; titreme, sertlik ve hareketlerin yavaşlamasıdır. Sıklıkla hastalıktan vücudun bir yarısı baskın olarak etkilenir.
Prostit
Prostatit; prostat iltihabına verilen genel isimdir.

Akut Bakteriyel Prostatit; Genellikle prostat absesi ile birlikte bulunur. Gram negatif adı verilen bakteri grubu tarafından meydana getirilirler. En sık neden olan bakteriler: E. coli, proteus ve klepsielladır. Bazen stafilokok ve enterokok gibi gram pozitif bakteriler de neden olabilir. Titremelerle yükselen ateş, idrar yollarına ait şikayetler, ve penis ile makat arasında ağrı ile kendini gösterir. İdrar yapamama, eklem ağrıları ve kas ağrısı da eşlik edebilir. Bazen absenin kendiliğinden boşalması sonucu penisin ucundan akıntı gelir. Tedavide genelde ikili antibiyotik enjeksiyonu tercih edilir. İdrar tutulumu varsa penisin hemen üzerinden enjektör ile idrar dışarı alınır. Abse varsa boşaltılır.

Kronik Bakteriyel Prostatit; Yine yukarıda adı geçen bakteriler neden olur. Prostat masajı ile alınan örnekte bakteri üretilebilir. Muayene sırasında ağrı meydana gelmez. Ateş gibi akut enfeksiyon bulguları yoktur. Tedavide esas; prostat sıvısına en fazla geçen antibiyotiklerle uzun süreli tedavi uygulamaktır (3 ay kadar). Tedavide trimetoprim-sulfametoksazol, sadece trimetoprim, indanil karbenisilin, doksisiklin ve eritromisin kullanılabilir. Kronik bakteriyel prostatit ile sıklıkla karışan durum, kronik abakteriyel prostatittir. Bu hastalıkta klamidya, mikoplazma, üreaplazma gibi mikroorganizmaların etken olduğu düşünülmektedir.
Rahim Ağzı (Serviks) Kanseri
Kadın üreme organlarından serviks rahim ile vagenin birleştiği bölgedir. Vaginadan bakıldığında vagenin sonunda bir yarım küre şeklindedir. Kadın üreme sistemleri kanserleri arasında ikinci sıklıkta görülmektedir.

Çoğunlukla 35-55 yaş arası kadınlarda görülmektedir. Serviks kanserinin nedeni büyük bir olasılıkla human papilloma virüsünün (HPV) neden olduğu bir enfeksiyondur. Bu enfeksiyon etkeni cinsel ilişki ile bulaşmaktadır. Kanser hücreleri vücudun içinde ve dışındaki dokuları döşeyen hücrelerden gelişmektedir.

Her kanser türünün kendine özgü bir davranış şekli vardır. Serviks kanserinin özelliği rahim ağzında geliştikten sonra derinlere doğru ilerleyerek rahim ağzına komşu dokulara yayılmasıdır.

Rahim ağzı etrafında geniş bir kan ve lenf damarı ağı vardır. Ayrıca böbreklerden idrar torbasına ilerleyen idrar yolları da rahim ağzına çok yakındır. Bu dokular hastalığın ilerlemesi ile birlikte etkilenmektedir. Özellikle lenf damarlarının tutulumu ile kanser hücreleri vücudun başka bölgelerine de yayılabilmektedir.
Raşitizm
Raşitizm, çocuklarda görülen bir çeşit kemik hastalığıdır. Nedeni yeteri kadar D vitamini almamaktır. Çoğunlukla yeteri kadar güneş görmeyen, sıhhi olmayan, rutubetli evlerde yaşayan, yeteri kadar süt içmeyen ve haddinden fazla miktarda unlu gıdalarla beslenen çocuklarda görülür. Hastalık genellikle 2 yaşında ortaya çıkar. Çocukta huysuzluk ve devamlı terleme görülür, iştahı azdır. Bazıları kabızlık çeker, bazıları da ishal olurlar. Adaleleri gevşektir. Derileri soluk ve kansızdır. Dişleri geç çıkar ve erken çürür. Ayakta durmayı ve yürümeyi geç öğrenir. Bacak kemikleri çarpıktır. Düz tabanlık görülür. Deniz, kum veya güneş banyoları, kış aylarında ise haftada 3 kere ılık banyo yaptırmak yararlıdır.
Reflü
Reflü mide asitinin mideden yemek borusuna kaçmasına denir. Genellikle yemek borusundaki bir fıtık veya kapakçığın zayıflığı reflüye neden olur. Stres, gazlı içecekler, çay ve kahve türü içecekler reflüyü arttırır. Reflü hastalarında sürekli ağızdan gaz çıkarma, yemek borusunda yanma hissi, göğüste yanma veya ağrı hissi görülür. Kalp şikayetleriyle karışabilir.

Kesin tedavisi henüz bulunmamakta, yardımcı tedaviler uygulanmaktadır. Tedavisinde ileç veya proton pompası inhibitörleri kullanılıp asidik ortam nötrlenmeye çalışılır. Ameliyatı eskiden riskli olmakla birlikte günümüzde çok büyük bir başarı ile gerçekleştirilebilmektedir. Yatak başını 30 cm yükseltmek, bir başka deyişle yatak başının 15-30 derece arasında yükseltilmesi gerekmektedir. Yatmadan 3 saat önceye kadar birşey yememek, mideye dokunan yiyecekleri (çikolata, yağlı yiyecekler, soslar vb.) yememek en etkili çözümlerdir.
Rektosigmoidoskopi
Kalın bağırsağın rektum ve sigmoid adı verilen son kısımlarının ince, uzun, yumuşak, bükülebilen, ucunda ışıklı kamera sistemi bulunan bir alet yardımıyla incelenmesine olanak sağlayan bir görüntüleme yöntemidir.
Retina Anjiyografisi (Ffa)
Flöresein adı verilen bir boyanın, 5 cc kadar kol toplardamarından birine verilmesi, 8-10 saniye içinde göze ulaşan boyanın gösterdiği retina damarsal sisteminin fotoğraflanması esasına dayanır. Retina hastalıklarının tanısı ve tedavi edilecek bölgelerin gösterilmesinde kullanılmaktadır.
Rinoplasti
Burun çatısını oluşturan ve buruna ana şeklini veren os nasal'in kesilmesi ve burunun şekli ve büyüklüğünün düzeltilmesi ile sonuçlanan estetik operasyon. Bu ameliyatla burnun mevcut yapısı ve yüz ile orantısına bakılarak, burnun boyutlarının küçültülmesi ya da büyültülmesi, ucunun inceltilmesi, yüksekliğinin artırılması veya azaltılması, burun-dudak açısı, burun-alın açısının değiştirilmesi gibi mevcut probleme yönelik işlemler yapılır. Buna rinoplasti denir.
Sistit
Sistit, idrar yollarını ilgilendiren birçok hastalıkla birlikte görülebilir. Çok sık ortaya çıkması hastalığın önemini artırmaktadır.
Sünnet
Eskiden hekim olmayan kişiler tarafından yapılan ve erkek çocukları psikolojik ve sosyal yönden etkileyen sünnet günümüzde mutlaka bir cerrah, tercihen bir çocuk cerrahı tarafından yapılmalıdır. Sünnet yaşı da artık eskisi gibi değildir. Günümüzde erken sünnet önerilmektedir.

Yenidoğan döneminden itibaren 2.5 yaşına kadar olan süre içinde sünnetin yapılması en idealidir. Bilimsel olarak psikolojik etkilenmenin en az olduğu dönemdir. 2.5 yaşını geçiren çocuklar için en uygun sünnet yaşı 7 yaş ve üzeridir.Gelenekler ve dini sebepler dışında tıbbi olarak sünnetin mutlaka yapılmasının gerekli olduğu durumlar da mevcuttur. Sünnet derisinde ciddi darlıklar saptanan (fimosis, parafimosis), böbrek ve idrar yollarında doğuştan gelen yapısal bozukluklar, darlık ve tıkanıklıklar saptanıp tedavi görmekte olan çocuklar da yaşı kaç olursa olsun mutlaka sünnet edilmelidir.

Sünnetsiz çocukların sünnet derisinin hiçbir şekilde geri itilmemesi gereklidir. Eğer bu uygulama sürekli tekrarlanırsa pipide yara ve iltihaplanmalar (balanit) gelişir. İlerde sünnet derisinde darlıklar görülebilir.

Sünnet işlemi iki şekilde gerçekleştirilebilir. Bölgesel olarak pipinin etrafı uyuşturularak (lokal anestezi) ile ya da ameliyathanede genel anestezi verilip uyutularak yapılabilir. Bu seçim çocuğun uyumu, cerrahın tıbbi görüşü ve ailenin talebi göz önüne alınarak cerrah ve ailenin ortak kararı ile yapılır.
Şaşılık
Halk arasında yanlış inanış olarak bebeklikte olan kaymanın büyümekle zamanla düzeleceği düşünülmektedir, ancak bu yanlıştır. Şaşılık hiçbir zaman büyümekle kendiliğinden düzelmez. Çocuklarda burun kökünün geniş olduğu ve kayma olmadığı halde kayma varmış gibi görünüme yol açan yalancı şaşılık dediğimiz durumlarda, zamanla burun kemiğinin gelişmesi ile kayma görünümü düzelmektedir. Bu da yanlış olarak kaymanın düzeldiğini düşündürmektedir. Böyle durumlarda ayırıcı tanı ve doğru teşhis için kesinlikle göz doktoru çocuğu görmelidir. Ayrıca ailede şaşılık ya da göz olan kişiler varsa çocuk 1-2 yaşında kesinlikle göz doktoruna gösterilmelidir.

Bunun dışında her çocukta üç yaşına kadar genel bir göz muayenesi yapılmış olmalıdır. Tedavide amaçlanan görme gelişimi olumsuz etkilenmeden, her iki gözün bir arada kullanılarak gelişiminin sağlanmasıdır. Bu nedenle şaşılık tedavisi ne kadar erken dönemde yapılırsa başarısı o denli yüksek olur. Ayrıntılı bir göz incelemesinin ardından, kaymanın nedenine göre tedavi planlanır. Eşlik eden kırma kusuru varsa gözlük verilmesi ile kayma düzeltilebilir. Cerrahi ile gözlerin paralelliğinin sağlanması iki gözün bir arada kullanılmasını ve derinlik hissi azalmasını sağlayacaktır. Cerrahi girişim lazerle yapılmaz, gözün etrafındaki kasların yerleri değiştirilerek gözün pozisyonu ayarlanır. Erişkin dönemde olan şaşılıklarda ya da daha önce tedavi yapılmamış erişkinlerde de cerrahi tedavi ile özellikle çevre görüşte artış sağlanabilir.
Şişmanlık
Kişinin hayatında oluşan bir değişiklik nedeniyle aktivitesi azaldıysa, örneğin bedensel olarak aktif olduğu bir işten masa başına bir işe geçiş, iş bırakma veya emeklilik, araba kullanmaya başlamak gibi nedenlerle enerji tüketimi azalabilir.

Şişmanlığın artışına neden olan etkenler arasında yaşlılık, beslenme alışkanlığının hazır yiyecek türüne kayması ve ayaküstü yenilen tost, sandviç, hamburger, pizza, patates kızartması gibi yiyeceklerin fazla tüketilmeye başlanması, kadınlarda çok doğum yapma, daha az hareketli bir yaşam, sanayileşmiş bir toplumda yaşama, evlilik, alkol tüketimindeki artış ve en önemli nedenlerden biri olarak genetik sayılabilir.

Bu faktörlerden bir ya da daha fazlasının bir kişide bulunması ile şişmanlık (obezite) ortaya çıkmaktadır. Ancak şu da unutulmamalıdır ki kişi ancak harcadığından daha fazla gıda veya kalori alırsa ya da tersinden söylersek aldığı gıda veya kaloriden daha az harcarsa şişmanlar.

Ayrıca yapısı nedeniyle şişmanlığa yol açan bazı hastalıkların olduğunu ve bir neden yokken sonradan ortaya çıkan şişmanlık hallerinde öncelikle bir doktora gidip, şişmanlığa bir hastalığın mı neden olduğunu anlamak gerekmektedir.
Şizofreni
Şizofreni İçe kapanma, gerçeklere kayıtsızlık ve şahsiyet ikileşmesi, zihin bölünmesi, İçe yönelik düşünce yapısının yerleşmesi şeklinde beliren bir psikozdur. Şizofren kendine Özgü bir Dünyada yaşamakta, ilksel ve benmergezci bir düşünce yapısına sahip bulunmaktadır. Kendi iç dünyasına yerleşmiş olan şizofren bir düşler aleminde yaşamaktadır. Bu hastalığa yakalanma yaşı genellikle 15-35 yaşları arasındadır. Vakaların büyük bir kısmında kalıtsallık söz konusudur.

Şizofreni hastaları dünyayı değişik algılar. Normalde çevrede varolan uyaranlar dışında olmayan sesler, hayaller, garip kokularla dış dünya karışık ve anlaşılmazdır. Bu ortamda hastalarda anksiyete artışı, heyecan ve korku sıktır. Bu duygular genelde normal olmayan davranışlar sergilerler. Şizofreninin ortaya çıkışı değişik şekillerde olabilir. Bazı hastalarda aniden ortaya çıkabileceği gibi çoğu hastada sinsice yavaş yavaş gelişir. Yavaş seyir gösteren şizofrenide başlangıçta dikkat toplama güçlüğü, toplumsal ilgiyi kaybetme, içine kapanma, kendine bakımda azalma, veya kara sevdaya tutulma gibi belirgin olmayan ve ilk bakışta şizofreniyi düşündürmeyen belirtiler görülebilir ve sıklıkla başka psikiyatrik hastalıklarla karıştırılır. Bu başlangıç belirtilerinin ardından birkaç ay veya yıl içinde de tüm belirtileri ile hastalık ortaya çıkar. Hastalar sıklıkla garip davranışlar ve konuşmalar sergilerler.

Gerçekte olmayan sesler işitmeye ve hayaller görmeye başlarlar. Bazı hastalarda garip pozisyonlarda uzun süre durma, bazılarında hiç hareket etmeksizin uzun süre sessiz kalma veya aşırı hareketlilik görülebilir. Yavaş seyir gösteren şizofreninin yanında hızlı seyir gösteren şizofreni de olabilir. Bu hastalarda ise belirtilerin çoğu bir arada aniden ortaya çıkar. Bazı hastalarda belirtiler hafif seyrederken bazılarında şiddetli semptomlar olabilir ve bu durumda hastaları kontrol etmek güçleşebilir.
Talasemi
Akdeniz anemisi, Akdeniz kansızlığı ya da tıptaki adıyla Talasemi; Akdeniz ülkelerindeki ırklarda görülen, doğacak çocuğa anne-babasından ”Beta Talasemi” geninin kalıtımsal olarak geçen bir tür “kansızlık” hastalığıdır. Anemi (kansızlık) oluşmasına neden olan etmen, kanda alyuvarların yapısında yer alan “hemoglobin” molekülünün yapısındaki bozukluktur. Hastalığın Talasemi Major ile Talasemi Minör olmak üzere iki ayrı biçimi vardır.
Taşikardi (Kalbin hızlı atması)
Taşikardi (Kalbin hızlı atması) Kalbin; dakikada 90'dan fazla atmasına, tıp dilinde taşikardi denir. Ancak bu sayı, yaş gruplarına göre değişir.

Normal Kalp Atışları; 0 - 1 yaşları arasında; dakikada 120-140, 1 - 3 yaşları arasında; dakikada 90-120, 3 - 7 yaşları arasında; dakikada 90- 100, 7 - 20 yaşları arasında; dakikada 80 - 90 20 yaşından sonra; dakikada 60-80 arasında değişir. Her yaş grubunda; normal atışın 1 fazlası; kalbin hızlı attığını gösterir. Kalbin atışları, göğüsten, köprücük kemiği üzerindeki nabızdan veya el bileğinin dış kısmında, kemikle kiriş arasındaki yerden sayılabilir.

Taşikardi; her zaman kalp hastalığının belirtisi değildir. Çünkü koşmak, sindirilmesi güç şeyler yemek, heyecanlanmak, sigara, içki, çay, kahve içmek, zehirlenmek, bazı ilaçlar ve kadınların aybaşı halleri taşikardiye neden olabilir. Bu çeşit taşikardi, nedenin ortadan kalkmasıyla geçer. Ancak kalp hastalıkları, böbrek hastalıkları, ateşli hastalıklar ve zehirlenmeler de taşikardi yapar. Bu nedenle, doktora başvurmak gerekir.
Tüp Bebek
Tüp bebek, erkek ve dişiye ait üreme hücrelerinin laboratuvar ortamında, vücut dışında döllendirilip, tekrar kadına transfer edilmesi şeklinde tarif edilebilir. Rahim kanalı tıkalı olanlarda, karın içinde ciddi yapışıklıkları olup, başka türlü tedavi edilemeyen olgularda, sperm sayısı ve kalitesi ileri derecede bozuk olgularda, immünolojik infertilitede, bazı hormonal bozukluklarda, diğer tedavi yöntemleriyle gebe kalınamaması durumlarında, sebebi açıklanamayan infertilite gibi durumlarda tüp bebek yöntemine başvurulmaktadır.
Uyku Bozuklukları
Uyku üzerinde yapılan incelemeler, "insan niçin uyur, uyku ne işe yarar?" gibi sorulara henüz tatmin edici cevaplar vermekten uzaktır. Ancak uykusuzluğun fizyolojik bir yorgunluğa ve bazı psikolojik bozukluklara sebep olduğu çok iyi bilinmektedir. Buna göre, uykunun vücudu tamir edici, zindeleştirici, günün yorgunluğunu ve stresini giderici bir rol oynadığı söylenebilir.

Uyku sırasında kalp, göz, beyin, sinir ve kas sistemi üzerinde değişikliklere sebep olduğu; solunum, kan basıncı ve nabız gibi faliyetlere tesir ettiği bilinmektedir. Uyku, monoton ve sabit bir istirahat hali olmayıp yukarıda saydığımız faaliyetlerde yaptığı değişiklikler itibarı ile 4 devreye ayrılır. Uykunun birinci devresi "hafif uyku" diye tarif edebileceğimiz devre olup yaklaşık on dakika sürer. İnsanın uykuya daldığı yani birinci devreyi geçtiği, kalp elektrosunda uyanık iken görülen alfa dalgalarının kaybolmasından anlaşılır. Birinci devrenin en tipik belirtisi, gözlerin beraber hızlı bir şekilde haraket etmesidir. Solunuk, kan basıncı ve nabız düzensiz ve dalgalanmalar şeklindedir. Bundan sonraki üç devrede göz haraketleri yoktur. Birinci devre uykuya göz haraketlerinden ilhamla "REM uykusu" veya kısaca "D uykusu" (desenkronize uyku, rüya uykusu) denir. Diğer üç devre uykuya ise " S uykusu" ( Senkronize uyku, NREM uyku) adı verilir.

Gençlerin yetişkinlere oranla daha uzun süre uyudukları bilinen bir gerçektir. Keza yeni doğmuş bir bebek günün yaklaşık 16 saatini uykuda geçirmektedir. Bu uykunun en az yarısı D uykusudur. Orta yaştakiler yaklaşık 8 saat uyurlar ve bunun ancak bir iki saati D uykusudur. Yaş ilerledikçe hem S hem de D uykusunda azalma görülür.
Vertigo
Bazı insanlar denge problemlerini baş dönmesi olarak nitelendirirler. Çevrenin dönmediği bu denge bozukluğu bazen iç kulağa bağlı bir problemden dolayı ortaya çıkar. Bazı insanlar ise denge sağlamaktaki zorluklarını vertigo kelimesiyle açıklarlar. Bu kelime latince "dönmek" fiilinden gelmektedir. Bu hastalar sıklıkla kendilerinin veya çevrenin döndüğünü söylerler. Vertigo çoğunlukla iç kulak probleminden kaynaklanır.
Vitrektomi Ameliyatı
Tedavi için geç kalınmış ve bazen lazer tedavisine rağmen ilerleme gösteren hastalarda uygulanan bir cerrahidir. Göz içi sıvısı (vitreus) içindeki kanamaların ve çekinti yapan bantların temizlenmesi ve retinanın tekrar eski anatomik yapısına kavuşması hedeflenir.
Yaz İshalleri
Doğadaki sıcaklık artışıyla tüm canlıların su ihtiyaçları da buna paralel olarak artar. Dolayısıyla insanlar, yaz mevsiminde daha fazla su tüketir. Böylece, bu tüketimin beklenmeyen bir sonucu olan yaz ishalleri, çoğunlukla mikroplu suların içilmesi veya bu sularla yıkanmış meyve ve sebzelerin yenilmesiyle ortaya çıkar. Bazen insanlar ishal olup bu mikropları dışkıları ile çevreye yayabilir. Dışkıyla bulaşmış ellerin ağza götürülmesi sonucu da ishal olabilir. Her zaman kullanılan suların sağlıklı olup olmadığını bilmek mümkün olmaz.

Doğada, özellikle insan ve hayvan dışkılarıyla kirlenmiş sularda yaşayan, ishal nedeni olabilecek çeşitli mikroplar bulunmaktadır. Bunlar özellikle durgun sularda, kanalizasyonun karıştığı sularda, iyi ilaçlanmamış içme ve kullanma sularında, özellikle yaz aylarında uzun süre canlı kalarak çoğalır. Bu suların içilmesi veya böyle sularla bulaşık, sıcak ortamda beklemiş gıdaların, örneğin çiğ sebzelerle hazırlanmış salataların ve meyvelerin tüketilmesi sonucu ishal yapan mikroplar, ağız yoluyla alınarak insanların bağırsaklarına ulaşır. Bunların bir kısmı bağırsak duvarında iltihap oluşturarak hem barsak hareketlerini artırır, hem de bağırsağa su ve iltihabi hücrelerin geçişine neden olur; bir kısmı da bağırsakta iltihap yapmadan, salgıladıkları toksin denilen zehirli maddelerin etkisiyle su ve tuz geçişini artırmak suretiyle ishale neden olur.
Yüksek Tansiyon
Yüksek tansiyon ya da hipertansiyon, aşırı yüksek tansiyon demektir. Normal kan basıncı değerleri bireyden bireye değişkenlik göstermekle beraber, sırasıyla sistolik için en çok 130 mm Hg, diastolik için ise en çok 85 mm Hg olmalıdır. Bu değerler normal kan basıncı değerleri olarak kabul edilmektedir. Sınırda normal değerler ise sistolik kan basıncı için 130-139 mm Hg, diastolik kan basıncı için ise 85-89 mm Hg dır. Hipertansiyon sınırı ise sistolik kan basıncı için 140 mm Hg, diastolik kan basıncı için ise 90 mm Hg dır.
Zatürre (PNÖMONİ)
Bir veya bir kaç akciğer lobunun iltihaplanması şeklinde ortaya çıkan bir hastalıktır. İltihaplanmaya virüs, bakteri veya mantar gibi mikroorganizmalar sebep olmaktadırlar. Ayrıca alkol, uyuşturtucu maddeler, sigara ve kötü hayat şartları zatürreye ortam hazırlayan faktörlerdir.
Zona
Etkeni varicella zoster virüsü olan bir enfeksiyon hastalığıdır. Virüsün, omurilik arka köklerine yerleştiği ve bir nedenle aktif hale geçerek, belirtileri ortaya çıkardığı kabul edilmektedir. Virüs yıllar boyunca hiç bir belirti ortaya çıkarmadan sessizce kalabilir.

Meydana gelen şikayetler, hangi sinirin kökünün etkilendiğine bağlıdır. Etkilenen sinirin yayıldığı bölgede bazen kaşıntı ile başlayan ve hafif ağrı yapan bazen de çok şiddetli ağrı meydana getiren (kozalji tipinde yanıcı ağrılar) kabarcıklar görülür. Bu kabarcıklar genelde küçük gruplar halinde (3-5 tane bir arada) bulunur. Bazen çok sayıda kabarcık bulunurken, bazen de az sayıda kabarcık bulunur. En sık olarak kaburgalar arası sinirler tutulur.

Kabarcıklar vücudun bir yarısında kalır, orta hattı geçmez. Genelde 1-3 haftada kabarcıklar kaybolur, ancak kabarcıkların yerinde hafif koyu renkli lekeler kalır. Bu lekelere bastırınca, birkaç dakika süren şiddetli ağrılar meydana gelir. Bu ağrılar aylarca veya yıllarca sürebilir (bu duruma post-herpetik nevralji adı verilir). Eğer kafa sinirlerinden bazıları tutulursa geçici yüz felci, kulak problemleri, göz problemleri görülebilir.

Lenfoma hastalarında tüm vücudu tutan yaygın zona görülebilir. Kabarcıkların üzerine talk pudrası ve pomat (oxyde zinc) sürülerek ağrı ve kaşıntı azaltılabilir. Bunlar ayrıca kabarcıkların çevresinde oluşabilecek diğer enfeksiyonları önler. B vitamini faydalı olabilir. Ağrı çok şiddetli değilse aspirin, parasetamol gibi ağrı kesiciler yeterli olabilir, ancak çok şiddetli ağrılarda enjeksiyon tipi ağrı kesiciler gereklidir. Ağır hastalarda kortikosteroidler verilmelidir, bununla birlikte antibiyotik de kullanılmalıdır. Kozalji tipinde yanıcı ağrısı olanlarda sinirleri bloke edici ilaçlar verilir, bu tür ilaçların kalp hastalığı olanlarda kullanılmaması gerekebilir, özellikle koroner kalp yetmezliği olanlarda kullanılmamalıdır. Ağır hastalarda ve kabarcıkların ve ağrıların yaygın olduğu durumlarda antiviral (virüslere karşı etkili) ilaçlar kullanmak gerekebilir. Post-herpetik nevralji döneminde; genelde yukarıda sayılan ilaçlar faydalı olmaz. Genelde antidepresan gibi psikiyatrik ilaçlar kullanılır.